22 Temmuz 2010 Perşembe

Referandum Meselesi

Eğri oturup doğru konuşmak gerek. Son günlerdeki gündemimiz Erdoğanın gözyaşlarıyla dolu. Peki nedir bu adamı bunca duygu seline karıştıran? İşte bu, cevabı verilmesi zor bir soru. Cevabın belirsizliğinden değil elbette. Zira bugünlerde en mühim memleket mevzumuz, yaklaşmakta olan referandum.
Maddelere göz attınız mı bilmiyorum, ben inceledim. En anlam veremediğim kısmı aslında referandumun tarihi. Başta, tarihin neden 12 Eylül olduğuna, kendimce mantıklı bir açıklama getirmeye çalışmış olsam da, teseadüf olduğuna inanmaktan öteye gidemedim bünyemdeki saflığımla. Seneye de genel seçimlerin yapılacağı gerçeğini dikkate alırsak, işler daha bir karışıyor sanki. Darbe 30 sene önce yapılmış, açlık sınırı senelerdir tırmanmakta, sendika kendimi bildim bileli problem. Tüm bu mevzular, eksiği var, fazlası yok, son 9 senedir de mevcuttu. Bu konuda, kamoyundaki en fena inanç, sömürü ve fırsatçılık yapıldığı. Ben de onların yalancısıyım. Şahsım yorumsuz...
Geçen akşamki o “duygu seli”ni görünce hemen maddeleri gözden geçirdim ve farkettim ki durum mantıktan ziyade bir matemetiğe dönüşmüş durumda. Bilmeyenler için bir dip not ekleyeyim, referandum maddelerinin konuları ortaya karışık salata gibi; kişilik ve özlük haklarının korunması, memur ve kamu görevlilerinin haklarının korunması ve sendika hakları, yargı ve askeri yargı düzenlemeleri ve tabiki 12 eylül eski defterleri. Başta da söylediğim gibi, yiğidi öldürüp hakkını vermek gerek. Maddelerin bir kısmı son derece olması gereken, herkesin senelerdir yakındığı konularla ilgili, kaldı ki bu maddelere kimsenin hayır diyeceğini sanmıyorum. Bunlara ben de varım. Şayet anlamadığım, bunca madde arasında olumlu baktıklarımızla bakmadıklarımızı nasıl ayırt edeceğiz, nasıl belirteceğiz? Düşünüyorum da acaba oy pusulasında, kırmızı tarafa onaylamadığım maddelerini, yeşil tarafa da onayladığım maddelerini mi yazsam? Peki 12 eylül günü, paketi oylarken içindeki faydalı olduğuna inandığım maddeler için mi evet diyeceğim yoksa olumsuz olduğuna inandığım maddeler için mi hayır diyeceğim? Az buz değil, 28 madde. Hepsini aynı kefeye koyup oylamak... Yapamıyorum, nedense kendimi şu kurulan düzeneğin adil olduğuna ikna edemiyorum. Her maddenin ayrı ayrı oylanmasını tercih ederdim. Keşke asıl sağduyu bu noktada gösterilseydi. Referandumun kabul edilmesini sağlayacak baraj da %51 olarak kabul edilmiş. Çoğunluğun kararının baz alınmazı kavramından ziyade, kap kaç hissi bıraktı bende bu oran nedense.
Gelelim sel(!) olup akan, benimse neredeyse ekrana yapışmama rağmen bir türlü görmeyi beceremediğim yaşlara. İşsizlik oranına ve açlık sınırının asgari maaşın neredeyse yarısı olmasına, göz göre göre şehit olan bunca askere ve sokaklarda sırf zevk için öldürülen bunca insana ağlamak vatandaşımıza, 12 eylül yasını tutmak ise Başbakanımıza düşmüş görünüyor. Bazı iddialar zaman aşımı dolayısıyla o dönemin faillerine dava açılmasının zaten mümkün olmayacağından yana. Öte yandan idam edilenlerin ailelerinden de Erdoğan’a, referanduma kendilerini karıştırmasına yönelik istek ve tepkiler gelmekte. Keza diğer partilerden de sürekli itirazlar yükselmekte. AK parti ise olan bitene her daim olduğundan farklı bir tavır takınmış değil; kendimden başkasının söylediğinden banane. Ne olacağını da bir buçuk ay gibi bir süre sonra birlikte göreceğiz.
Kurunun yanında yaşın yanması bu kez kaçınılmaz görünüyor. Bakalım neremiz yaş neremiz kuru kalacak?
Saygılar...

Hiç yorum yok: